Allah ile Aldatan Meczuplar…

15 temmuz tarihinde ülkemizde yaşanmış olan tarihimizin en büyük ihanet projesini anlamlandırma konusunda zorlanmakta olanlara küçük bir pencere açması için bu yazıyı kaleme almak istedim.
Ömer ERDEM Ömer ERDEM

Daha iyi anlaşılması bakmndan da teolojik tartışmalar ve kavramsallaştırmalar yerine bizzatihi yaşadığım bir tecrübeden hareket etmeyi daha uygun buldum. Ama öncelikle Allah ile aldatmak başlığının gerkeçesini verelim isterim. Allah ile aldatmak mümkündür. Allah ile aldatanların cezası diğer aldatmalara göre çok daha büyüktür. Üstelik Allah ile aldatma bugün herkesin gerçek yüzünü nihayet gördüğü bu salya-sümük ağlayan şarlatana mahsus değildir. İnsanlık tarihi boyunca Allah ile aldatan nice şarlatanlar vardır. Dahası bugün hem Müslüman coğrafyasında ve hem de ülkemizde böylesi şarlatanlar mebzul miktarda bulunmaktadır. Bunca iyi eğitimli koca-koca adamlar sümüklü ve sümsük birmeczup herifin peşine nasıl oluyor da takılabiliyor?

 Bu bir sorudan ziyade bir sorun, önce bunu söylemeliyim. Hatta bu kadar aklı başında diye düşünülen anlı-şanlı tir‚leri yahut apoletleri bulunan zevat nasıl olur da bir meczuba kul-köle olur? Bu soru bana sorulsa vereceğim cevap çok netttir. 

Zira Yüce Allahın koyduğu „sünnetullah“ yasası çok açıktır. Allaha gerektiği gibi kul olmayı başaramayanlar mutlaka başka bir kapıya kul olurlar. Biz buna „FıtratYasası“diyoruz. 

Burada sadece böylesibir müdahalenin mümkün olduğunu söylemekle yetinmek istiyoruz. Şimdi başta söylediğimiz kişisel tecrübemizi aktarmak istiyoruz:

Sene: 1984

Yer: Erzurum

Atatürk Üniversitesi, İşletmeFakültesi 1. Sınıf öğrencisiyim. Kredi yurtlar kurumu 3 numaralı Blokta kalıyorum. Gerek okul ve gerekse yurt kantininde arkadaşlarla hararetli sohbetler yapıyoruz. Bir ara yaşı bir hayli ilerlemiş birisi masamıza geldi. Bizimle tanıştıktan bir zaman sonra bizi karanlık(!) evlerine davet etti. Ben de gittim. Her karanlık evde biri son sınıfta olmak üzere 5 öğrenci kalıyor. Haftada iki gün iki yakın karanlık ev sakinleri bir evde toplanıp sohbete diyorlar. Yani abi! Dedikleri kişi risale okuyor ve osmanlıca olan ağdalı metni dinleyenlere tercüme ediyor. Hatta ısrarla namazı da benim kıldırmamı istediler. Zira içlerinde başka İmam-Hatip mezunu kimse yok. Abi dediklerinin bile Din’den anladığı sadece Risale de yazılı bulunan felsefi yorumlar…

Bu dediğim tarihlerde şimdiki Hain teröristin Erzurumda esamesi bile okunmuyor. Ama onun rahle-i tedrisinden geçmiş yani orada mayalanmış ve hocasıolan Mehmet Kırkıncı hocadan bahsediyorum. Taktik hemen hemen aynı…

Üniversiteden özellikle mezun olmayan abi ve ablalar fakülteye rahatça girip çıkıyor ve kendi kliklerine, hiziplerine, tezgâhlarına Anadoludan gelen saf-temiz öğrencileri tuzaklalarına düşürüyorlar. Beni de birkaç defa çağırdılar. Fakat benden pek memnun kalmadılar. Neticede herhâlde beni bu yolla elde edemiyeceklerini anlamış olmalılar ki ancak belli bir bağlılık seviyesine ulaşmış olanların çağrıldığı meşhur Kuşkay dergâhına davet ettiler.

Kuşkay: İsâmi İçerikli Hipnoz Salonu

O tarihlerde bu bina Erzurumun en görkemli binalarından biri. Binanın en alt katı mescid“ olarak dizayn edilmiş. Zemin kırmızı çizgili yeşil renk halı ile donatılmıs. Hem çok temiz ve bakımlı ve hem de gıcır gıcır. Mihrap ve Minber özel ağaç işlemeli. Mescidin orta bölümünde bir kanepe ve hemen yanında bir küçük tabure. Herkes dizistü oturmakta. Yaklaşık üç bin kişilik bir dinleyici kitlesi. Ben de hayran hayran bakıyor ve izliyorum. Kanepede seyrek sakallı birisi oturuyor. Taburede ise İlâhiyat Fakültesi Hadis Anabilimdalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Canan oturuyor. Elinde Saidi- Nursinin Risalesi Sözler den okuyor. Kanepede oturan amcamız birşeyler söylüyor. Sözüm ona bu sır dolu metni anlaşılabilir hale getiriyordu. Tabi kimse birşey anlamıyor. Ama zaten onların anlaşılmak bir dertleri yoktu. Mesele insanları hipnoze edipkapıkulu haline getirmekti. Mutlak itaaten başka bir hedef yok. Parola çok net: İtaat et, biat et ve kurtul… İşte bu kadar. 

Ancak hipnoz seansında muhteşem bir ambians ve atmosfer hazırlanmış ki gerçekte takdire şayan. Sohbetten sonra kısa süreli bir uğultu oldu. Bir de baktım ki herkes bulunduğu yerde askeri bir disiplin içinde aralarda bir metre aralık bırakacak şekilde bir oturma düzenine geçti. Hemen akabinde bir nevi muşamba diyebileceğimiz beyaz renkli örtüler roleler halinde getirilip bu aralıklara serildi. Ardından yaklaşık 50 kadar genç ve uzun boylu delikanlılar ellerinde büyük metal sinilerle binlerce insana 5-10 dakika içinde çay ve kurupasta servisi yaptılar. Manzara gerçekten de muhteşem. Sonra yatsı namazı için kalktık. İlk 5 saf yazılı olmayan kurallarla belli birilerine tahsis edilmiş. Normal öğrenciler nezaketle o bölüme geçirilmiyor. İlk saflarda giyim-kuşam ve duruşlarından bariz özellikleri olan bu insanları tanımak için namaz sonunda el-öpme törenini(Musafaha) izledim. Baktım ki benim fakülteden Envanter Bilanço hocası Prof.Celâlettin Atamanalp, İstatistik hocamız Prof. Alââttin Başer, o zamanlar kamu maliyesi hocamız olan sonraları Anayol hükümetini devirmekle şöhret bulan şimdikli Saadet PartisiGenel Başkanı Prof. Mustafa Kamalak, ve daha isimlerini hatırlamadığım ve bilmediğim yüzlerce akademisyen, avukat, doktor işadamı… Belki içlerinde subaylar da var, bunu bilmiyorum.

Hipnoz seansı bu sahne ile tamamlanıyor. Şimdi vicdan sahibi herkese soruyorum: Ailesinden çok fazla dini terbiye yahut bilgi almamış ve fıtraten bir açlık yaşayan lise çıkışlı hangi genç dimağ böylesi bir hipnoz seansından bigâne kalabilir, kalmadı da zaten. 

Bütün bunları İslâmi bir muhteva ile insanların nasıl hipnoz edilebileceklerini, efsunlanıp, mankutlaştırılabileceklerini nazarlara vermek için anlattım.

Bu yazıda nihayet alenen FETÖ denmeye başlanmış bulunan bu hain alçak, salya-sümük, sümsük, silik, ezik, zürriyesiz ajan bozuntusundan bahsetmedik. Ama inanın bana onuny apılanması, koyduğu hedef, inandığı uyduruk mitoloji ve masallar ve takip ettikleri strateji ve tattikler birebir aynıdır. Sadece bir örnek vereyim: Bu Pensilvanyalı meczup 28 şubat darbesini hararetle desteklemişti. Bunu artık herkes biliyor. Peki hocası ne yapmıştı. Hocası da aynı onun gibi 1985 yılında „Darbe nedir ne değildir diye bir kitap yazmış/yazdırmış ve bukitapta Al-i İmran suresi 120. Ayeti alabildiğine istismar ederek darbeci Kenan Evreni Müslümanların „Ulùl Emri“ ilânetmışti.

Devam edeceğiz.

Baki Selam ve Saygılarımla.

Ömer Erdem

Troisdorf/Almanya


#

GENEL BİLGİLER

Geyve Otobüs Saatleri

Geyve Otobüs Saatleri

Geyve - Adapazarı, Adapazrı Geyve Otobüs sefer tarifesi. Geyve otobüsü kaçta kalkıyor? Adapazarından son Geyve Otobüsü, Sefer tarifesi, geyve koop otobüs