EĞİTİM, İNSANA YATIRIMDIR.

Eğitim, insana yeni bilgi ve beceriler kazandırma, var olan bilgi ve becerileri geliştirme çabasıdır; insana yatırımdır. Eğitimi önemsemeyen, önemsenmeyecek bir hâle düşer. Ülkeler arasında ciddi bir yarış ve rekabet var. Bu yarış ve rekabette en önemli kaynak, insandır; çünkü yarışan ve rekabet eden esas unsur, insandır.

Eğitim, insana yeni bilgi ve beceriler kazandırma, var olan bilgi ve becerileri geliştirme çabasıdır; insana yatırımdır. Eğitim, insanın gelişimi, geçimi, yaşamı ve varlığını sürdürebilmesi için hayati öneme sahip bir alandır. Eğitimi önemsemeyen, önemsenmeyecek bir hâle düşer. Çünkü eğitimsizlik, basitleştirir, geri bıraktırır.

Ülkeler arasında ciddi bir yarış ve rekabet var. Bu yarış ve rekabette en önemli kaynak, insandır; çünkü yarışan ve rekabet eden esas unsur, insandır. Bu sebeple ülkeler gelişmiş, iyi yetişmiş ve yeteneklerini beceriyle kullanan insanlar yetiştirmeye çalışıyorlar. Kurslar, okullar, kreşler, gelişim merkezleri, kütüphaneler kuruyor; bunları önemsiyorlar.

Ülkelerin eğitime ayırdıkları maddi, ekonomik kaynaklar gelişmişlik düzeylerine bağlı, gelişmişlik düzeyleriyle orantılıdır. Gelişmiş ülkelerin eğitime ayırdıkları pay, diğer ülkelere göre daha fazladır; üstünlüklerini ve konforlarını kaybetmek istemiyorlar. Bilgi, güçtür; güç kazandırır, değer katar. Üstünlük kaba kuvvetle değil zekayla, bilgiyle sağlanır, korunur ve devam ettirilir. Kimse, sahip olduğu gücü kaybetmek istemez.

Güçlü devletler sadece silahla, kaba kuvvetle, orduyla kurulmuyor; düşünce gücü olmadan, fikir ordusu olmadan güçlü devlet olunmaz kurulmaz, varlığını sürdüremez; bunun en güzel örneği, Cengiz Han dönemi Moğollarıdır. Kısa sürede güce dayalı büyük bir devlet kurdular ancak varlıklarını sürdürmediler, yine kısa sürede yıkılıp gittiler. Bu örneğe, karşı örnekler sunayım sizlere: Dünyanın ilk büyük devletini, imparatorluğunu kuran Makedon Kralı İskender, devletini sadece silaha, askere dayandırmamış aynı zamanda, ilk büyük kütüphaneleri kurarak, sistemli okullar kurarak eğitim, bilim ve teknisyen ordusu oluşturmuştu. Ortaçağda aynı tutumu Müslümanlar göstermişlerdi; beyt-ül hikme (bilgi evi), kütüphane, medrese ile eğitim alanına yatırımlar yapmıştı. Beyt-ül hikmenin görevlerinden biri, yabancı dillerden çeviri yapmak, yabancı kaynakları, onlardaki bilgileri çevirip, bilgiye sahip olmak ve sonra geliştirmekti. Medreseler dönemin en iyi, en sistemli eğitim kurumları olarak insan yetiştirmek ve bilgiyi yaygınlaştırmakla görevli idi. Müslümanların, yeni, çağdaş medreseler, yeni, çağdaş beyt-ül hikmeler kurmaları gerekir. Günümüz dünyasının gelişmiş ülkeleri ar-ge kurumları, think thank (düşünce, bilgi) kuruluşları, teknokentler, strateji ve bilgi üretim ve yayma kurumları ile dikkat çekiyorlar. Bütün bu faaliyetleri planlayan ve yapanlar insanlardır. Ülkelerin en önemli kaynakları, yetişmiş, eğitimli insanlardır. Bilgiyi takip etmek, edinmek, üretmek, bilgiyi pazarlamak ve kullanmak ülkeleri ve insanları üstün ve ayrıcalıklı konuma getirir. Bilgi, bilgiye sahip olanlar her devirde önemli olmuşlar, her devirde önemsenmişlerdir. Bilgi, kazanç kapısıdır; üstünlük vesilesidir.

 Nüfus, bir milli güç unsurudur. Ancak niteliksiz, eğitimsiz, kalabalık bir nüfus ülkeler için avantaj değil dezavantajdır. Nicelik, tek başına güç sayılmıyor; nitelik, nüfusa artı değer katar. Geri kalmış ülkeler, onların insanları, hem gelişmiş ülkelerce, gelişmiş ülkelerin kurum ve kuruluşlarınca ucuz işgücü olarak kullanılmakta hem de hedef pazar olarak kullanılmaktadır. Bu, kimi düşünürler tarafından çağdaş sömürü, örtülü sömürü olarak nitelendirilmektedir. Gelişmemiş ülkelerin az sayıdaki yetişmiş insanları ise beyin göçü ile gelişmiş ülkelere hizmet etmektedirler. Bu böyle sürecek midir ve/ya bu döngü nasıl kırılacak, aşılacaktır? O ayrı bir yazının konusudur.

Ülke olarak eğitimi ve bilgiyi; eğitim kurumlarını, eğitimcileri ve öğrencileri önemsememiz gerekir. Ülkeler arası yarışta geri kalmamamız, öne geçmeye çalışmamız gerekir.

#egitim #insan #gelismislik
Feridun Eser Feridun Eser editor