HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KULLANMA AYRICALIĞI OLABİLİR Mİ?(1)

Atalarımız "Sakla samanı,gelir zamanı-Denize düşen yılana sarılır-Darda kalanın imdadına hızır yetişir..."demişler.Hatta benzerlerinin binlercesini tecrübeleriyle test edip ağızdan ağıza samimiyetle bize ulaştırmışlar.Ancak bunları şahsi ve keyfi çıkarlarımız,sıkıştığımız ve hatta olmadık durumlarda kullanma kolaycılığımız için sadece bazılarımızın kullanabileceğini,asla düşünmemişlerdir.Biz ne yaptık.Dahası,bunlarla yetinmeyip;" Söz konusu,Vatan ise gerisi teferruattır"bağlamında vatanseverliği kimseye bırakmayacak derecede öykünmelere kalkıştık.Bu yetmedi, ya da bir bakıma unutuverdik,bu defa da "Laiklik herşeyin başı,laiklik yoksa hiçbir sey yoktur!..." nakaratları dilimizden düşmez oldu.Halbu ki,bizim teferruat hanesine atamayacağımız o kadar değerimiz var ki, bunları hiç bir fırsatçılığa feda etmemiz mümkün değildir.
Hikmet AKITÜRK Hikmet AKITÜRK

Dünyada, özellikle gelişmişliği ile temayüz etmiş ülkelerde bilim ve teknoloji gün be gün artan hızla değişim gösterirken;tıp-uzay bilimleri-bilgisayar ve iletişim-insan yararına buluşlar,bunların uygulamaları müjdeli haber olarak sunulurken bir de bizim uğraştıklarımıza bakıyoruz.Son bir yılı özetlemek herşeyi anlatır herhalde.Neler bunlar ? Başlıklar halinde sıralayalım; C.başkanının görev süresi bitti mi-bitmedi mi? Bu meclis C.Başakanını Seçer-Seçemez-Seçmek için 367 gerekir mi-Gerekmez mi?Erken seçim niye yapılmadı? Erken seçim niye filan zaman yapılıyor,biraz ertelenemez mi ? Referanduma gerek yok,Çankaya yoluna yatarız,istemediğimizi C.Başkanı seçtirmeyiz. K.ırak'a niçin girmiyoruz? Vatanı sattırmayız! Merkez Bankasını asla İstanbul'a taşıtmayız...Çankaya'da yatarız,666 K'de,olmadı 555M'de, o da olmazsa 222 a'da buluşuruz.Çağlayanda, Tandoğanda, yetmezse Obruk yaylasında;Kapodokya'da .. buluşuruz. Ağlaşırız,Tehdit ederiz,şikayet ederiz,olmadık yerlerden medet bekleriz,velhasıl ,daha bitmez...neler neler yaparız. Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için verdiğimiz mücadele,tabir yerinde ise " savaşımlarımız" bunlardan ibaret olmayıp uzayıp gider.Önce vatan ve vatanseverlik üzerinde diyeceklerimiz olacak.



Vatanseverlik,hepimizin vazgeçilmez,sorgulanması bile zul kabul edilecek sevgilerindendir.Hele bu sevginin terazisi,kalıbı asla yoktur.Ayrıyeten kimsenin,kimseciklerin tekelinde de değildir.Ölçüsü ve ayarı da olamaz.Bir takım kalıplara konulmak suretiyle de değerlendirilemez.2007'nin hatırı sayılır bir zamanını Vatanseverlik sınavıyla geçirdik. Ne olduysa vatanseverlik duygularımız birden unutuldu,son zamanlarda laiklik damarlarımız kabardı.Bazılarımız laiklik adına laikliğin verdiği cesaretle arzu ettiği cephede teyakkuz durumuna geçti. Söylemleriyle güçlerini ortaya koyanlar kendi cephelerini netleştirip, en az bir misli fazla olduğu bilinen gerisinin yerini de rakamlarla belirleyip hedef alırcasına siyasi kılıçlarını çektiler. Bazıları bununla yetinmeyip, türibinlere oynayan,taraftarlarını "bu maçı alacağız...başka yolu yok.."tezahüratıyla adeta sahaya inmeye zorlayan amigolar misali , kuralıyla bağdaşmayan yollarla kazanma denemeleriyle uğraşır oldular. Bilinen ve demokrasi denilince akla gelen odur ki,demokratik mücadelede Milli iradenin tecellisi bu şekilde tezahür etmemektedir.Mücadelesi de,kazanım biçimi de böyle değildir.Cumhuriyet devlet biçimi ve Demokrasi yönetim biçimini ağızlarından düşürmeyen,edebiyatını kimselere bırakmayanlar,sıkışınca ve tercih edilmeyeceklerini anlayınca korkutma,gerekirse tehditle sindirme alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. Daha da ileri giderek devletin kurallarını kendi anlayışlarıyla yorumlayıp, özel statü kazanmayı çıkar yol görme hakkına sahip olduklarını rahatca savunabiliyorlar. Eşit vatandaşlık,eşit hak ve özgürlük,insan hakları bakımından baktığımızda sözümüzle uygulamamızın çeliştiğini,hukukun böyle olamayacağını kolaylıkla anlayabiliyoruz.



Döndük tekrar laikliğe.Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, kimsenin laikliğe karşı bir tavrı,laiklikten kaynaklanan bir derdi. Yoktur.Ortada bir sıkıntı varsa, "laikçi "geçinenlerin "laikliği" kendi arzu-istek-inanç ...ve yaşama biçimiyle birebir örtüştürmek suretiyle algılamalarının,kendilerini neredeyse laiklik yerine koymalarının bunda etkili olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.Genelde Laiklik, bazılarınca rakiplerine karsı bir silah gibi kullanıldığından,ortaya konulacak bir haksızlığın diilendirilmesi bile çekincelere sebep olmaktadır.Tekrar ediyorum,kimse laikliğe karşı değildir,tepkiler yanlış uygulamayla doğrudan ilişkilidir.Birileri çıkıyor laikliğin tehlikede olduğunu haykırıyor.O zaman akla şu geliyor.Laiklik kimin içindir ? Kimler için konulmuştur. Özünde kişisellik,bir kesime ait olma özelliği olamayacağına göre,toplumun tüm bireylerine,devletin tüm vatandaşlarına hitap edecektir.Herkese eşit uzaklıkta bir kuraldır.Bütün inanış ve düşüncelerin ortasındadır.Adeta dairenin merkezi, maçın hakemi..gibi kabul olunur.Laiklik kişiye ait bir özellik olmayıp,kişilerin ortak faydasına sunulmuş,ortak yaşamayı kabul etmiş farklı anlayışların ayrıcalıksız buluşma noktasıdır.Yani vatandaşların hepsi farklı inanç ve düşüncelere sahip olabilirler,bu kendilerinin doğal ve toplumsal bir hakkıdır.Laiklik, bunlardan birinin özelliğidir dendiği zaman laikliğin bir anlamı kalmaz.Çünkü bireyler A-B-C-D dinlerine sahiptir,hatta hiç bir din anlayışını benimsemeyebilir.Bu guruplar" laiklik merkezli "dairenin çevresinde eşit aralık ve eşit mesafede yer alırlar.Şimdi bunlardan hangisi "ben laikliğim "diyebilir. Herkes inancı ile adlandırılır,toplum içinde laikliğin gereği olarak bütün inançlara karşı aynı ölçü ile davranır,böylece laiklik uygulanmış olur.İki takım arasında bir müsabaka,hatta takımlar arasındaki müsabakaları düşünelim.Kolay bir benzetme ile, rolleri verelim.Hakemlik müessesesi,dolayısıyla uygulamayı yapan hakemi laiklik yerine, takımların her birini de inanç temsilcileri yerine koyalım.Hakem tarafsız olarak herbirine eşit olmak durumundadır,takımlardan farklıdır,kuralı temsil eder.Takımların hiç bir kalkıp ben hakemim diyemez, dolayısıyla hakem de farklı bir şey olamaz. Herkesin rolü yeri farklıdır.Ortada ayrıcalıklı bir durum olamaz.Buna göre bizim laikçiler hem takım,hem hakem olduklarını sanıyorlar.Eski alışkanlıklarından gelen tek takım,tek şampiyonluk anlayışıyla hareket etmenin özlemi içindeler.Geriye dönüş yok,bu defa takımlar birden fazla,maçlar çetin, o halde "Madem öyle,hakem bizim takımdan birisi olsun "istiyorlar.Demek istiyorlar ki ,biz hem takımız hem de hakemiz.Maçın kurallarını biz belirleriz,başkalrı bu hakka sahip olamaz diyorlar.Çağdaşlığı senfoni orkestarsının nağmelerinde gören büyüğümüzün dediği gibi,"-var mı (Aslı r 'siz)bunun başka izahı ? " 



Zaman ve zemine göre vatanseverliğ,işimize geldiği şekilde laikliği,cumhuriyeti ,devrimciliği vazgeçilmezlikle taçlandırıp,gerisini teferruat görüp,adeta arşive kaldırıyoruz. Bilmeyen ve ilk kez duyan sanır ki, sadece bir kıymetli varlığımız var, gerisi hep teferruattır. İşin aslı;vatan,millet,devlet, bayrak, cumhuriyet,laiklik kavramlarımız,milletimize büyük hizmeti geçmiş büyüklerimiz,kültürümüz,inaçlarımız ve ananelerimiz birbirinden ayıramayacağımız, biribirini tamamlayan vazgeçilmez değerlerimizdir.Buna göre şu öncedir,gerisi teferruattır diyebilir miyiz.Gözüm varsa gerisi önemli değil,yok ayağım varsa kolu ne yapayım diyemeyeceğimiz gibi...



Konumuz çok uzun, bu sayfalar izah için yeterli olmuyor. Bundan sonra ki gündemde devamını getirmek gerekecek. Hassasiyeti daha da hassas olan güncel ve sıcaklığı bulunan,neredeyse kaynama noktasına getirilen "Laikliğimizi" aşağıdaki sorularla daha kolay açıklanır ve anlaşılır ümidiyle sıralayıp,şimdilik noktayı koyalım.



 Laiklik ; a) Sadece bir kesimin sigortası mıdır ?Kimler için güvencedir? b) Ortak bir yaşama biçimini mi ,yoksa kalıplaşmış bir yaşama biçimini mi temsil eder? c)Hepimizin ortak güvencesi olacağına göre ve hepimizin ortak çıkarını korduğundan hareketle, niçin bazılarınca" laiklik elden gidiyor!.." feryadı yapılıyor? Laikliğin elden gitmesi tehlikesi varsayılıyorsa ve laiklik herkesi ilgilendiyorsa,niçin herkes için tehlike çanları çalmıyor? Kim tehlikeli duruma düşmeyi ister? Kim kendisine din ve vicdan özgürlüğü bahşeden böyle bir nimetten vazgeçer? O zaman, "Laiklik bazı kesimlerin onlara özgü koruyucusu durumuna düşürülmüş,amacından saptırılmış"biçiminde düşünülmez mi?Aynı anlayışı tersinden düşündüğümüzü varsayarsak, aynı haksızlık görülmez mi? d)Herkesin laiklikten eşit yararlanma hakkı yok mudur? Ayrıcalığa dayalı bir laiklik uygulaması nı kim ister? e)Laikliğin bir inanç sistemini koruyan,diğerlerini kabul etmeyen yönü olabilir mi? Olamayacağına göre,böyle uygulamanın laiklik anlayışında yeri neresidir ? f) Seçimle demokrasi olmaz diyorlar.Doğru.Demokrasi pek çok unsuru içerir.Peki seçimin olmadığı,önem arzetmediği demokrasi biçimi var mıdır? Ya da hangi seçim demokrasiye uygundur? Acaba 1940'lı yıllara mı dönsek, "açık oy- gizli tesnifle seçim yaparak",geleneksel şartları uhdesinde bulunduracak tek partiye indirgeme yaparak" özlenen demokrasiyi mi(!) yakalasak? g)Cumhuriyet kadını (veya başka biçimlerini de çağrıştırmak suretiyle sıfatlar kullanmak) ne demek ? Nasıl olunur? Nasıl olur da bu mertebeye asla ulaşmamak sözkonusu olabilir?Başka ülkelerde bunların hemcinsleri bulunur mu? Eğer var ise,niye duyulmadı?Yoksa bu özellik nev'i şahsına münhasır,ayrıcalıklı bir kazanım mıdır? ABD,Avrupa ülkeleri kadınları,böyle bir özelliğe ulaşamayacaklar mı? h)"Cumhuriyet aydınlanması" nasıl oluyor?Bu cumhuriyet hepimizin değil mi?Niçin bu aydınlanmadan herkes istifade edemiyor? Niçin farkında değiller? Kendini aydın, başkasını da cahil ve gerici kategorisine koyanlar,niçin ışıkları ile ilham kaynağı olamıyorlar?İngilizler,Japonlar ,Hollandalılar Hatta ABD'de yaşayanların böyle bir aydınlanma imkanları yoksa,başka türlü aydınlanmaları olmayacak mı? i)Düşünce ve inanca dayalı özgürlükler kimin için yasal haktır? k)Birine özgürlük tanımak, diğeri için niye baskı oluşturuyor,niçin "yaşam biçimi" tehdit altında oluyor? l)Yasaktan yana olmak,farklı gördüğüne hak tanımamak niçin baskı, "hayat tarzına" müdahale oluyor,alakası ve ilgisi olmayan hukukla ilişkilendiriliyor? Karışmak,kendisi gibi olmasını zora dayalı olarak istemenin yasal bir hak(Hukuk kuralına uygun anlamına gelmeyebilir),kendisine karışmayan,kendisi gibi olması talebi bulunmayana özgürlük tanımayı"Baskı yapan/yapacak "görmek,kendisi için"tehdit kabul etmek" mantığı,hukuku nerede görülmüştür? Dolma yiyen körlerin hükümleri gibi(İki kör dolma yerken,biri diğerine,niçin dolmaları çift çift yutuyorsun ? der. Diğeri sen nasıl gördün der?Pişkin uyanık cevap verir:Ben öyle yapıyorum da..),ben şimdiye kadar karıştım, benim gibi olmasını istedim.Şimdi özgürlük verirsek,benim yaptığımı yapar! mantığıyla düşünmüş olamazlar mı? m)Herkese başını açtırmakla ortak çözüm düşünenler, İranda hakim olan tersi durumundaki uygulamayı" yobazlık baskısı "demekle geçiştirebilirler ? n)Özgürlüğü yukarıdaki anlayışlar doğrultusunda ,tek tip ve kalıp içinde görmek isteyenlere daha çarpıcı,ucube,komik ,ancak sosyolojik bakımdan özellik taşımadığı halde,matematiksel olarak ortaklığı çağrıştıran,acaip düşünenlere uygun acaip bir öneri sunalım.Faraza ,herkes başının yarısını kapatıp,yarısını açsa,herkesin gönlü yapılmış olur mu?Böyle bir mantıksızlık yakışır mı? Toplumsal mutabakat mazeretini kullanmaya heveslilere ithaf olunur. Saygılarımla.



#

GENEL BİLGİLER

Geyve Otobüs Saatleri

Geyve Otobüs Saatleri

Geyve - Adapazarı, Adapazrı Geyve Otobüs sefer tarifesi. Geyve otobüsü kaçta kalkıyor? Adapazarından son Geyve Otobüsü, Sefer tarifesi, geyve koop otobüs