Feridun Eser Feridun Eser Aksul Amel

RUH BAKIMI

İnsan, sadece bedenden, et, kemik ve kandan ibaret değildir. Bu, insanın sadece hayvani/ maddi yönüdür. Oysa insanın bir de ruhsal, psikolojik yönü vardır; insanı insan yapan da esasen bu tarafıdır. Gelişim, sadece maddi alanda olmaz. Maddi, teknolojik alanda ilerilik, gelişmişlik manevi, ahlaki alanda geri kalmaya vesile olmamalı!... Asıl ilkellik ahlaki, manevi geriliktir, ahlaki ve manevi alanda gelişmemişliktir.

İnsan nedir? Ve insanı, insan yapan esas öge nedir? Beden mi, ruh mu? Madde mi, mana mı?

İnsan, sadece bedenden, et, kemik ve kandan ibaret değildir. Bu, açıkçası insanın hayvani/ maddi yönüdür. Oysa insanın bir de ruhsal, psikolojik yönü vardır; insanı insan yapan da esasen bu tarafıdır. Bu yön, insanın manevi yönüdür. İnsan duygularıyla, düşünceleriyle, hisleriyle, hayalleriyle insandır. İnsan, sadece bedensel ihtiyaçlarını tatmin etmekle doymaz, doyuma ulaşamaz; bedensel doyum, manevi, ruhsal açlığı gidermiyor, gideremez de! Modern çağ, günümüz modern, gelişmiş toplumlarında bu çok bariz fark edilebiliyor. İnsan, sadece madde ile, para ile mutlu ve huzurlu olmuyor, olamıyor. Para, bazan sağlığı düzeltemiyor, dağılan yuvayı toparlayamıyor, öleni geri getiremiyor.

Modern çağ, kapitalizm veya günümüz yaşam koşulları, maddeci, hazcı, bencil ve işkolik bir insan tipi ortaya çıkardı. Öncelikle veya sadece kendini ve çıkarlarını düşünen, sürekli iş ve haz peşinde koşan, hazzı adeta putlaştıran, haz odaklı, paraya, maddiyata, kazanç hırsına kapılmış insanların sayısı arttı. İnsanın dış görüntüsü, dış görünüşü önem kazandı. Tüketim, israf halini aldı, israfa dönüştü; tükettikçe sevinen, mutlu olanlar çoğaldı. İnsanın tükettikçe mutlu olacağı reklam edildi, kavratıldı. Oysa insan üretendir, biriktirendir, paylaşandır. İnsan ürettikçe, biriktirdikçe, paylaştıkça mutlu olur. Ürettikçe mutlu olan, biriktirdikçe sevinen, paylaştıkça huzurlu olan insanlar vardı; halen var. Bu, unutturuldu. İnsan değişti, değiştirildi. İnsanın değişmesi için pek çok yol denendi. İnsan, bu tuzağa düştü.

İnsan, doyumsuz oldu çünkü ruhsal/ manevi yönü unutturuldu. İnsan, kendini sadece bedenden ibaret sanır oldu ve bedensel yönünü kuvvetlendirmek için, maddi yönünü güçlendirmek, geliştirmek için çalışır oldu. Cilt bakımı, dış görünüş, kıyafet ile kendini gösterir ve dikkat çeker oldu. İnsanın varlığı ve saygınlığı madde ile ölçülür oldu. İnsanın bu yönü elbette inkar edilemez; buna itirazım yok. Benim itirazım, diğer yönün/ maneviyatın yok sayılmasına, arka planda kalmasına, unutturulur ve unutulur olmasına, önemsenmemesine!..

İnsanı insan yapan ruhtur, gönüldür ve bu bakımdan ruh bakımı şarttır. Cilt bakımından, saç bakımından vs daha önemlidir ruh bakımı. Gönül ehli olmak, gönülden sevmek, gönülden vermek, gönlü hoş etmek ve hoş tutmak, gönlü güzel olmak insanidir, insaniliktir, insanicedir, insana özgüdür. Bu da ruh/ gönül bakımıyla olur. Ruh bakımına önem verilmeli, cilt bakımı kadar önemsenmelidir. Bunu unutan insan, insanlığı unuttu. İnsan, insanlığı kaybetti.

Gelişme ve ilerleme sadece maddi ve teknolojik alanda olmaz, olmamalı!.. Teknolojik/ maddi alanda gelişmiş olup da ruhsal, manevi alanda ilkel kalmak, gelişmemiş olmak, basit, sığ kalmak kınanır. İnsan için, insanlık için ahlaki, ruhsal, vicdani gelişim bir kenara itilemez, itilmemeli! İnsanlık ve ahlak ilkellik, kabalık, gerilik kabul etmez. Yaratan, bunun için en baştan beri elçi göndermiş, kitap göndermiş, insana tavsiyelerde bulunmuştur. Yaratan, insanı dünyaya gönderdi ancak dünyevileş, dünyaya dal, dünyalık peşinde koş demedi; onu ara ara uyardı. Bütün büyük bilgeler bunun için geldiler, seslendiler, yol gösterdiler, örnek oldular. Bütün büyük dinler, insanları erdeme, ahlaklı olmaya, iyi insan olmaya çağırırlar. Nerede ise bütün dinler ortaya koyduğu ilkelerle insanın iyi olmasını, erdemli, ahlaklı, vicdanlı olmasını isterler. Bunun için tavsiyelerde bulunur, kıssadan hisse hikayeler sunarlar. Bu tavsiyeler, kıssadan hisse hikayelere kulak vermek, uymak gerekir.

İnsan, elbette çalışmalı ve üretmelidir; ancak işkolik olmamalıdır. Allah, çalışmayı, üretmeyi ve paylaşmayı teşvik eder; zekatla, sadaka ile, kurban ile vb. Bu yönüyle ibadetlerin bazıları, sadece ibadetten, tapınmadan ibaret değildir, bazı ibadetlerin toplumsal, ekonomik, paylaşımcı yönü vardır. İhtiyacı olana vermek de ibadettir, Allah’ın emridir, sevaptır. Allah, insandan sadece kendi nefsini değil başkasını, hemcinsini de düşünmesini ister. Ve Allah, asla kendisinin, uyarılarının unutulmasını istemez; sıklıkla kendisinin hatırlanmasını, anılmasını, sözünün tutulmasını ister. Her şeyi veren o, o kendisinin ve sözünün unutulmasını istemez.

 Allah, insandan işe dalıp kendisini, ailesini, eşini, çocuğunu, dostunu, komşusunu arka plana atmasını, unutmasını istemez; sıla-i rahmi, aile bağlarını kuvvetlendirmeyi ve sürdürülmesini ister. Böylelikle gönül alınacak, gönül yapılacak, gönül kazanılacaktır. Ruhsal, manevi açıdan en büyük kazanç, gönül kazanmaktır. Gönül kazanan, gönül yapan, Allah rızasını da kazanmış olur ve bu kazancı sayesinde cennetlik olur. Ruhsal, manevi açıdan en büyük kazanç, budur. Yemek, içmek, solumak bedensel ihtiyaçtır. Beden yoksa yemek, içmek, solumak da olmaz. Beden ve madde, bu dünyada vardır ve bu dünya içindir. İnsan, sadece bedenden ibaret olmadığı gibi dünya da sadece bu dünyadan ibaret değildir. Beden ve dünya, sınırlıdır, sonludur, geçicidir. Bedensel varlık yok olsa da insanın adı, yaptıkları, ismi, ruhsal, manevi varlığı unutulmaz. Manevi, ruhsal yönünü ve onun bakımını unutma! Manevi, ruhsal, ahlaki, vicdani gelişimini bedensel ve maddi gelişim kadar önemse!

#ruh-bakimi #manevi-gelismislik

YAZARIN SON YAZILARI

İŞGAL VE BAĞIMSIZLIK

İŞGAL VE BAĞIMSIZLIK

İşgal bir yerin, bir bölgenin/ toprağın yabancılar tarafından, kuvvete dayanarak ele geçirilmesi ve kullanılmasıdır. Bağımsızlık, bir devletin herhangi bir dış/ yabancı gücün etkisi ve kontrolü altında kalmadan icraat yapabilmesidir.İslam coğrafyasının büyük kısmı, 19 ve 20. Yy.da Batılı büyük devletler tarafından işgale uğramış ve işgalci Batılı devletler, İslam coğrafyasını sömürmeye başlamışlardı. Anadolu da işgale uğrayan yerlerden biri idi. Milletin bir kısmı sinmiş bir kısmı ise işgallere/ işgalcilere karşı koymak, bağımsızlık için, milli mücadele için örgütlenmeye başlamışlardı.
ORUÇ İBADETİ

ORUÇ İBADETİ

Oruç, İslam’ın beş şartından biridir; İslam’ın gereklerinden ve Allah’ın emirlerindendir. Nefsle ve bedenin istekleriyle mücadele etmek, dünyevi olanla araya mesafe koymak, kendini tutmaktır. Oruç, otokontrolü ve sabrı öğretir, günahlardan korur, Allah'a yakınlaştırır, Allah'ın rızasını kazandırır, cenneti kazandırır. Orucun aynı zamanda psikolojik, toplumsal ve fizyolojik ((tıbbi) boyutları ve etkileri de vardır.
CORONA SALGINI

CORONA SALGINI

Bu, dünyanın gördüğü ilk salgın değil ve son salgın da olmayacak! Dünya üzerinde bizden önce görüldüğü gibi bizden sonra da çeşitli salgınlar görülecektir.Dünyada meydana gelen hiçbir olay ilanihaye yani sonsuz değildir; dünyanın kendisi gibi, üzerinde olan her şey geçicidir; bu da geçecektir; öncekilerin geçtiği gibi. Evde kal Türkiye. Evde kal Geyve! Kendine, çevrene, yakınlarına iyilik etmiş olursun.
TARİH ve TARİH ŞUURU

TARİH ve TARİH ŞUURU

Nedir Tarih? Sadece bir bilim veya sadece okullarda okutulan bir ders midir? Hayır, değil!.. Tarih, şuurdur; tarih, kimliktir. Kişi için hafıza ne kadar önemli ise millet için tarih o kadar önemlidir. Tarih, kim olduğumuzu, dostlarımızı ve düşmanlarımızı öğretir.Milleti yücelten ve yükselten değerlerimizi, tarihi kişilikleri/ büyüklerimizi tanımalı, tanıtmalı, sahip çıkmalıyız.
TAHAMMÜL

TAHAMMÜL

Kavgalar tahammülsüzlükten, şiddet tahammülsüzlükten,günahlar tahammülsüzlükten, hasılı kelam her kötü davranış, tahammülsüzlükten. Tahammülsüzlük ise hamlık göstergesidir; kişisel gelişmemişlik, geri kalmışlıktır. İlkel ve basit bir insan halidir.
''MEDENİYET'' KAVRAMINA YÜKLENEN ANLAMLAR

''MEDENİYET'' KAVRAMINA YÜKLENEN ANLAMLAR

Medeniyet, sosyal bilimlerin temel kavramlarından biridir; genellikle, kültür kavramı ile birlikte anılır. Bu iki kavram, adeta bir madalyonun iki yüzü gibidir. Kültür ve medeniyet kavramlarının tanımı, sosyal bilimlerdeki diğer kavramlar gibi uzlaşı ile oluşturulmuştur; yani bu kavramların tek ve net bir anlamı, tanımı yoktur. Bilim insanları, bu kavramları kendi anlayışlarına göre yorumlamaktadırlar.