Feridun Eser Feridun Eser Aksul Amel

İŞGAL VE BAĞIMSIZLIK

İşgal bir yerin, bir bölgenin/ toprağın yabancılar tarafından, kuvvete dayanarak ele geçirilmesi ve kullanılmasıdır. Bağımsızlık, bir devletin herhangi bir dış/ yabancı gücün etkisi ve kontrolü altında kalmadan icraat yapabilmesidir.İslam coğrafyasının büyük kısmı, 19 ve 20. Yy.da Batılı büyük devletler tarafından işgale uğramış ve işgalci Batılı devletler, İslam coğrafyasını sömürmeye başlamışlardı. Anadolu da işgale uğrayan yerlerden biri idi. Milletin bir kısmı sinmiş bir kısmı ise işgallere/ işgalcilere karşı koymak, bağımsızlık için, milli mücadele için örgütlenmeye başlamışlardı.

İşgal bir yerin, bir bölgenin/ toprağın yabancılar tarafından, kuvvete dayanarak ele geçirilmesi ve kullanılmasıdır. İşgal, mülkiyetin başkaları/ yabancılar tarafından kullanılmasıdır; özgürlük ve bağımsızlığa engel olur, kısıtlama getirir; özgür ruhlu, bağımsızlık yanlısı kişiler ve toplumlarca kabul edilmez, reddedilir.

Bağımsızlık, bir devletin herhangi bir dış/ yabancı gücün etkisi ve kontrolü altında kalmadan icraat yapabilmesidir. Bireyler için özgürlük ne ise milletler, devletler için bağımsızlık/ egemenlik odur. Bağımsızlık, bir milletin hür bir biçimde yaşamasının temelidir; bağımsızlık milletleri güçlendirir, geliştirir.

İslam coğrafyasının büyük kısmı, 19 ve 20. Yy.da Batılı büyük devletler tarafından işgale uğramış ve işgalci Batılı devletler, İslam coğrafyasını sömürmeye başlamışlardı. Afrika, Ortadoğu ve Güney Asya’daki Müslümanlar, kendi topraklarında esir duruma düşürülmüş, özgürlükleri kısıtlanmış, bağımsızlıkları ellerinden alınmıştı. İşgalci devletler, İslam ülkelerinin yer altı ve üstü kaynaklarına el koymuşlar; insanları köle gibi kullanmaya başlamışlardı. İşgal ve sömürü durumlarında milli kaynakların, milletin kendisi tarafından, kendisi için kullanılmasına izin verilmez; milli kaynaklar, işgalci güçleri zenginleştirme ve refah içinde yaşatma amacıyla, işgalcilerin menfaatleri doğrultusunda kullanılır. İşgal ve sömürü, güce dayanarak sürdürülür; buna direnen ve itiraz edenler susturulur, sindirilir, tutuklanır hatta yok edilir. Nitekim öyle de olmuştur. İşgal edilen tüm İslam coğrafyasında binlerce insan tutuklanmış, binlercesi yaralanmış, sakatlanmış, öldürülmüş, binlercesi sürülmüştür. İslam coğrafyası, huzura muhtaç kalmıştır.

İşgal altında yaşamak, zordur hatta çok zordur. İşgal durumunda insani haklar ve özgürlükler kısıtlanır, kaybedilir. İnsan onuru, haysiyeti, şerefi, namusu ayaklar altına alınır, çiğnenir; mülkiyet sahipliği ve mülkiyetin dokunulmazlığı diye bir şey kalmaz. Kendi topraklarınızda “sakıncalı bir misafir” gibi olursunuz; emeğiniz ve varlığınız isteseniz de istemeseniz de, yabancıya hizmet eder durumuna gelir, getirilir. Yapacağınız her şey, işgalcilerin iznine bağlı olur; onlar izin vermediği sürece bir şey yapamazsınız; kendi topraklarınızda seyahat dahi edemezsiniz, onların izni olmadan bir yerden bir yere gidemezsiniz. Sık sık eviniz, üstünüz, şüpheli görülerek aranır, didik didik edilir. Bu esarettir, köleliktir. Esir yaşamak, zordur; onurlara dokunur.

İslam coğrafyasının yaşadığı bu işgaller, nihayetinde, Türk topraklarına, Anadolu’ya da sıçradı. I.Dünya Savaşı’nın ardından son bağımsız İslam devleti olan Osmanlı, yıkıldı ve son bağımsız İslam toprağı olan Anadolu, İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan tarafından işgal edilmeye başlandı. Osmanlı Devleti, İstanbul’un işgali ile fiilen teslim oldu; meclis, sultan ve halife esaret altına girdi, meşruiyetleri tartışılır hale geldi. Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz, işgale uğradı; işgalciler, İç Anadolu’ya ve Karadeniz’e de sarkmaya yeltendi.

1918 – 1920 yılları arasında, vatan topraklarında, yer yer işgalci ülkelerin bayrakları dalgalanıyordu. Ordular dağıtılmış, silahlara ve haberleşmeye el konulmuştu. Birçok resmi kurumun başına işgalciler geçmişti. Düşman askerleri sokakları, köşe başlarını tutmuşlardı. Okullar, medreseler, camiler, bir çok resmi kurum işgalcilerin üssü, karargahı, kışlası, deposu hatta ahırı haline getirildi. İşgalciler, evleri basmaya, kadınlara, kızlara el uzatmaya başladılar; direnenler dövüldü, işkenceye uğradı, tutuklandı, öldürüldü. Türk milleti, zor günler yaşıyordu, yaşananlar ağırına gidiyordu, bir kısmı korku içindeydi. Milletin bir kısmı sinmiş bir kısmı ise işgallere/ işgalcilere karşı koymak, bağımsızlık için, milli mücadele için örgütlenmeye başlamışlardı. Bağımsızlık ve milli mücadele yanlıları, işgallere karşı yerel direniş çeteleri oluşturmaya, “müdafaa-i hukuk cemiyetleri” kurmaya başlamışlardı. Ülkenin her yerinde mitingler, kongreler düzenleniyor, toplantılar yapılıyordu. Millet, işgali ve esareti kabul etme niyetinde değildi.

Türk milletinin temel, karakteristik özelliklerinden biri de bağımsızlığına düşkün olmasıdır. Tarih, bunun şahididir. Türk vatanını, Anadolu’yu işgal edenler, Türk milletinin toparlanıp mücadele edebileceğine pek inanmıyorlardı. Çünkü Türkler Avrupa karşısında nerede ise 400 yıldır yavaş yavaş ama sürekli kaybeden, geri çekilen, geri kalmış bir milletti; gücü tükenmişti. 400 yıl elinde tuttuğu Balkanları, Afrika ve Ortadoğu’yu kaybetmiş; uzun süren savaşlar nedeniyle de nüfusunun önemli bir kısmı erimişti. Başkent İstanbul işgal edilmiş, meclis, sultan ve halife esaret altına alınmıştı; ordular dağıtılmış, silahlara ve haberleşmeye el konulmuştu. İşgalci Batılı devletlere göre böyle bir durumda Türklerin direnme ve yeniden savaşabilme güçleri yoktu.

İşgalcilerin zayıf bir ihtimal olarak gördükleri milli mücadele, bağımsızlık mücadelesi, bu şartlar altında başladı. Türk milleti için bağımsızlık, her türlü yokluğa rağmen, uğrunda ölünebilecek bir dava idi. Bağımsızlık, din idi, namus idi, devlet idi. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde başlamış olan milli direniş, Mustafa Kemal’in liderliği devralmasıyla hız kazanmış, tek elden yönetilmeye başlamış ve millete umut olmuştu. Yokluklar içinde başlatılan bağımsızlık mücadelesi, yaklaşık üç yıl içinde başarıya ulaşmıştı. Her türlü yokluğa ve zorluğa rağmen, inanmış ve adanmış bir millet, dünyanın en gelişmiş ülkelerini, Batılı işgalcileri, topraklarından çıkarmayı başarmış ve bağımsızlığını yeniden elde etmişti. Bağımsızlık, milli birlik ve beraberlikle, dayanışma ile ama inançla ve azimle elde edilmişti.

İşgalin Batılı ülkeler tarafından yapıldığı, bağımsızlık mücadelesinin Batılı devletlere karşı verildiği unutulmamalıdır. İşgallerin sadece silahlarla, ordularla yapılmadığı günümüzde kültürel işgallerin ön plana çıkarılıp, yürütüldüğü de unutulmamalıdır. Yabancı kültürlerin topraklarımızı, gönüllerimizi, zihinlerimizi işgaline karşı yerli ve milli bilinçle uyanık olmalıyız.

Bugün, 1920’li yıllarda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücü ve etki alanı, sınırlarının çok ötesine ulaşmış durumdadır.

Milletimizin ve devletimizin bağımsızlığı için uğraşan, emek veren, ter döken, can veren herkese minnettarız. “Devlet-i ebed müddet” fikrince, “ilelebet payidar kalma” dileği ve duasıyla!

Nice bağımsız, hür, müreffeh ve huzurlu yarınlara!

#isgal #bagimsizlik #milli-mucadele

YAZARIN SON YAZILARI

ORUÇ İBADETİ

ORUÇ İBADETİ

Oruç, İslam’ın beş şartından biridir; İslam’ın gereklerinden ve Allah’ın emirlerindendir. Nefsle ve bedenin istekleriyle mücadele etmek, dünyevi olanla araya mesafe koymak, kendini tutmaktır. Oruç, otokontrolü ve sabrı öğretir, günahlardan korur, Allah'a yakınlaştırır, Allah'ın rızasını kazandırır, cenneti kazandırır. Orucun aynı zamanda psikolojik, toplumsal ve fizyolojik ((tıbbi) boyutları ve etkileri de vardır.
CORONA SALGINI

CORONA SALGINI

Bu, dünyanın gördüğü ilk salgın değil ve son salgın da olmayacak! Dünya üzerinde bizden önce görüldüğü gibi bizden sonra da çeşitli salgınlar görülecektir.Dünyada meydana gelen hiçbir olay ilanihaye yani sonsuz değildir; dünyanın kendisi gibi, üzerinde olan her şey geçicidir; bu da geçecektir; öncekilerin geçtiği gibi. Evde kal Türkiye. Evde kal Geyve! Kendine, çevrene, yakınlarına iyilik etmiş olursun.
TARİH ve TARİH ŞUURU

TARİH ve TARİH ŞUURU

Nedir Tarih? Sadece bir bilim veya sadece okullarda okutulan bir ders midir? Hayır, değil!.. Tarih, şuurdur; tarih, kimliktir. Kişi için hafıza ne kadar önemli ise millet için tarih o kadar önemlidir. Tarih, kim olduğumuzu, dostlarımızı ve düşmanlarımızı öğretir.Milleti yücelten ve yükselten değerlerimizi, tarihi kişilikleri/ büyüklerimizi tanımalı, tanıtmalı, sahip çıkmalıyız.
RUH BAKIMI

RUH BAKIMI

İnsan, sadece bedenden, et, kemik ve kandan ibaret değildir. Bu, insanın sadece hayvani/ maddi yönüdür. Oysa insanın bir de ruhsal, psikolojik yönü vardır; insanı insan yapan da esasen bu tarafıdır. Gelişim, sadece maddi alanda olmaz. Maddi, teknolojik alanda ilerilik, gelişmişlik manevi, ahlaki alanda geri kalmaya vesile olmamalı!... Asıl ilkellik ahlaki, manevi geriliktir, ahlaki ve manevi alanda gelişmemişliktir.
TAHAMMÜL

TAHAMMÜL

Kavgalar tahammülsüzlükten, şiddet tahammülsüzlükten,günahlar tahammülsüzlükten, hasılı kelam her kötü davranış, tahammülsüzlükten. Tahammülsüzlük ise hamlık göstergesidir; kişisel gelişmemişlik, geri kalmışlıktır. İlkel ve basit bir insan halidir.
''MEDENİYET'' KAVRAMINA YÜKLENEN ANLAMLAR

''MEDENİYET'' KAVRAMINA YÜKLENEN ANLAMLAR

Medeniyet, sosyal bilimlerin temel kavramlarından biridir; genellikle, kültür kavramı ile birlikte anılır. Bu iki kavram, adeta bir madalyonun iki yüzü gibidir. Kültür ve medeniyet kavramlarının tanımı, sosyal bilimlerdeki diğer kavramlar gibi uzlaşı ile oluşturulmuştur; yani bu kavramların tek ve net bir anlamı, tanımı yoktur. Bilim insanları, bu kavramları kendi anlayışlarına göre yorumlamaktadırlar.